Tepegöz
Tepegöz, Dede Korkut Kitabı'nda geçen tek gözlü, insan yiyen devdir. Bir peri ile çobanın oğlu olarak Oğuz içinde büyür, silaha geçmez bir yüzükle yenilmez olur ve sonunda yiğit Basat tarafından tek gözünden alt edilir.
Ad ve köken
Ad her şeyi söyler: tepe ve göz, yani başın tepesinde tek bir göz. Tepegöz, bir sıfatın ete kemiğe bürünmüş halidir; adını duyan onu daha görmeden tarif etmiş olur. Bu şeffaflık, Türk anlatısının yaratıklarını çoğu zaman bir özellikleri üzerinden adlandırma eğilimine iyi bir örnektir.
Kaynaklarda geçişi
Tepegöz, Dede Korkut Kitabı’nın “Basat’ın Tepegöz’ü öldürdüğü” boyunda geçer. Bir çoban ile bir perinin oğludur; Oğuz beyi Aruz onu bulup evine getirir ve çocuk Oğuz içinde büyür.[1] Bir gün peri anası gelip oğlunun parmağına bir yüzük geçirir: “oğul sana ok batmasın, tenini kılıç kesmesin”.[2]
Bu yüzük Tepegöz’ü silaha kapatır. Büyüdükçe Oğuz’a musallat olur, önce koyun sonra insan haracı ister, kimse önünde duramaz. Sonunda Basat adlı yiğit onu tek zayıf yerinden, yani o tek gözünden alt eder; Tepegöz ölürken “yalnız gözüm” diye ağıt yakar, Basat için “ela gözden ayırdın yiğit beni” der.[3]
Buradaki incelik şu: Tepegöz dışarıdan gelen bir yaratık değildir. Oğuz onu kendi içinde büyütür; canavar, kısmen onu besleyen elin eseridir. Anlatı bir dış düşmanı değil, içeriden çıkan bir felaketi işler, bu da onu basit bir korku hikayesinden ayırır.
Yunan mitolojisiyle koşutluk: Tepegöz ve Kyklop
Tepegöz’ün en çok konuşulan yanı, Homeros’un Odysseia’sındaki (9. kitap) tek gözlü dev Polyphemos ile benzerliğidir. İki anlatı da aynı çekirdeği paylaşır: tek gözlü, mağarada yaşayan, insan yiyen bir dev; onu kaba gücüyle değil kurnazlığıyla alt eden bir kahraman; ve devin o tek gözünün kör edilmesi.
Bu benzerlik tesadüf değildir, ama “Türkler Yunanlardan almış” ya da tersi de değildir. Folklor araştırmacıları bu anlatıyı uluslararası bir masal tipi olarak tanır: “kör edilen dev” (AaTh/ATU 1137). Avrupa’dan Yakın Doğu’ya, Kafkaslardan Orta Asya’ya iki yüzden fazla varyantı derlenmiştir ve Dede Korkut’taki Tepegöz de bunlardan biridir. Yani Tepegöz ile Polyphemos birbirinin kopyası değil, aynı çok eski anlatının iki ayrı kolundan iki yapraktır.
Peki neden bu kadar yayıldı? Kesin cevap yok, iki açıklama tartışılır. Biri yayılma: anlatı Avrasya boyunca ağızdan ağıza dolaşmış, varyantların sayısı ve coğrafi dağılımı kalıbın Homeros’tan bile eski olduğuna işaret eder. Diğeri bağımsız doğuş: çoban toplumlarının ortak korkuları benzer hikayeleri ayrı ayrı üretmiş olabilir. İki yüz varyantın bu kadar tutarlı bir iskeleti paylaşması, kanıt ağırlığını ortak ve Homeros öncesi bir köke doğru eğer; ama kesin güzergah hala açık bir sorudur ve biz de kapatmıyoruz.
İşin bize bakan tarafı şu: paylaşılan şey iskelettir, et değil. Dede Korkut bu evrensel kalıba kendi ahlakını giydirir. Polyphemos dışarıdan, anlamsız bir canavardır ve Odysseus’un derdi hayatta kalmaktır; Tepegöz ise Oğuz’un içinde büyümüş, yarı insan bir trajedidir ve Basat’ın derdi hayatta kalmak değil, kardeşinin öcüdür. Aynı iskelet bir yerde bir kaçış hikayesi, başka bir yerde bir kan davası olur. Benzerlik ortaktır, anlam yereldir.
Karşılaştırmalı folklor: "kör edilen dev" uluslararası masal tipi (AaTh/ATU 1137); Homeros, Odysseia, 9. kitap. Bu satırlar Türk korpusu dışıdır, mitolojik kaynakçaya işlenmez.
Yaygın yanlışlar ve karıştırılanlar
Tepegöz sık sık kısaca “Türk Kyklopu” diye geçiştirilir. Bu etiket benzerliği anlatır ama Dede Korkut’a özgü olanı siler: peri anadan doğuşunu, silaha kapatan yüzüğünü, Oğuz’u besleyen haraç düzenini ve Basat’ın akraba öcünü. Tepegöz genel bir “tek gözlü dev” değil, kendi biyografisi, doğuşu ve sonu olan belirli bir karakterdir. Onu yalnızca bir kopya sanmak, anlatının kendine ait derdini gözden kaçırmak olur.