Umay
Umay, Türk ve Altay mitolojisinde çocukları, doğumu ve lohusayı koruyan dişil ruhtur. Adı 8. yüzyıl Orhun yazıtlarında geçer ve günümüze kadar kişi adı olarak yaşamayı sürdürmüştür.
Ad ve köken
Umay’ı anlamanın en kısa yolu adına bakmaktır, çünkü ad işlevini içinde taşır. Eski Türkçede umay, doğum sonrası eş, yani çocuk doğduktan sonra karından çıkan son anlamında kullanılır.[1] Clauson, bu biçimin ve doğumla ilgili anlam alanının erken Türkçede kayıtlı olduğunu belirtir.[2]
Buradaki incelik şu: koruyucu ruh olan Umay ile organik anlamdaki umay aynı sözcüktür, ikisini birbirine bağlayan da doğumun kendisidir. Bu yüzden Umay soyut bir bereket tanrıçası gibi değil, çok somut bir anın, doğumun ve o an dünyaya gelen çocuğun koruyucusu olarak düşünülmelidir. Umay’ın neden özellikle çocuğu ve lohusayı gözettiği, adının köküne bakıldığında kendiliğinden anlaşılır.
İlk nerede geçer
Bilinen en eski kayıt Kül Tigin yazıtının doğu yüzündedir. Bilge Kağan, kardeşi Kül Tigin’in çocukluğunu anlatırken annesini Umay teg ögüm katun, yani “Umay gibi annem hatun” sözleriyle anar.[3]
Bu tek satır göründüğünden fazlasını söyler. 8. yüzyılda bir kağan annesini övmek için onu Umay’a benzetiyorsa, Umay’ın koruyuculuğu o tarihte zaten bilinen, üzerinde durulmaya gerek duyulmayan bir ölçüdür. Yazıt kavramı tanıtmaz, hazır bir ölçü gibi kullanır. Yani Umay inancı yazıttan eskidir; biz onu yalnızca ilk yazıya geçtiği anda yakalıyoruz, doğduğu anda değil.
Tarihi ve edebi atıflar
Kaşgarlı Mahmud, 11. yüzyılda derlediği sözlükte kelimeyi kadınlar arasındaki kullanımıyla kaydeder.[1]
“Umay: çocuk doğduktan sonra karından çıkan son. Kadınlar bununla uğur umarlar.”
Divanü Lugati’t-Türk
Kaşgarlı’nın bu kısa notu, sözcüğün üç yüzyıl sonra bile hem organik hem uğur getiren anlamıyla halk arasında yaşadığını gösterir. Umay, yazıttaki soylu benzetmeden sözlükteki günlük inanışa kadar aynı çizgide durur.
Yorum ve tartışma
Umay’ın ne olduğu tek bir cümleye sığmaz, çünkü kaynaklar ona farklı yerlerden bakar. Ögel onu Tengri ve Yer-Su ile birlikte anılan bir yapının parçası olarak, daha kozmik bir düzlemde değerlendirir.[4] İnan ise ağırlığı işleve verir: çocuğu ve lohusayı koruyan ruh.[5] Altay ve Yakut sahasında aynı koruyucu işlev Ayısıt adıyla derlenmiştir.[6]
Bu farklar bir çelişki değil, bir bakış açısı farkıdır: aynı varlık, kimine göre göksel düzenin bir ögesi, kimine göre doğum odasının koruyucusudur. Kaynakların birleştiği yer işlevdir; ayrıştığı yer ise Umay’ın bir tanrı mı yoksa bir ruh ya da nitelik mi sayılacağıdır. Bu ayrımı biz kapatmıyoruz, olduğu gibi bırakıyoruz. Kapatmak, elimizde olmayan bir kesinliği uydurmak olurdu.
Adın izi
ADIN İZİ
Umay adı 20. yüzyılda beklenmedik bir yerde yeniden belirir. 1934 Soyadı Kanunu ile, hekim ve Himaye-i Etfal Cemiyeti'nin (sonradan Çocuk Esirgeme Kurumu) kurucularından, uzun süre genel başkanlığını yapan Dr. Mehmet Fuat Bey'e soyadı Atatürk tarafından verilir: Umay. Seçim tesadüf değildir; Umay eski Türk inancında çocukları koruyan ruhtur, Fuat Umay ise ömrünü korunmasız çocuklara, savaş yetimlerine adamıştır. Mit, adını taşıyacak birini bulmuştur.
Kaynak: Atatürk Ansiklopedisi, "Fuat Umay (1885-1963)".
Yaygın yanlışlar ve karıştırılanlar
Doğrulanmadı. Umay sık sık bir Sümer tanrıçasıyla akraba gösterilir ya da doğrudan "Türk doğum tanrıçası" olarak anlatılır. Bu iki iddiayı da birincil ya da güvenilir ikincil bir kaynağa bağlayamadık. Kayıtlar bir tanrıçadan çok koruyucu bir ruhu ve niteliği gösterir; "tanrıça" çerçevesi büyük ölçüde 20. yüzyıl popülerleştirmesinden gelir. Umay'ı tanrıça katına çıkarmak, kaynağın söylediğinden fazlasını söylemek olur. Kaynak bulunana kadar bu iddialar burada, kenarda durur.